Edip Cansever

      Edip Cansever, yazmaya çabalarken ve yazarken yüklendiğim lokomotif, tıkandığımda iki satırıyla elimden tutan, yalnızlığı, sevgiyi, sevdayı, yaşamı, ölümü, sevinci yani kendi deyimiyle bir insanı insan yapan her duyguyu insanca yaşamama katkı koyan, bazı bazı anlamakta zorlandığım, öbür zamanlarda bir coşkudur alıp götüren dizelerin sahibi adam, 28 Mayıs 1986'da her daim yaşadığı ve yaşattığı şiire veda etti.

      Belki en sevdiğim şiiri değil ama kendine ait bulabildiğim tek ses kaydı. 



Tamamlanmamış Bir Düzyazı Şiiri'nden


...Böyle,
Nerede bir sakinlik varsa kadınlı erkekli
Sonsuza dek süremiyor
Günün hiç bir vakti.

No Clear Mind - Static

Shoegaze'in Post-Rock ile harmanı bilinç altı ve bilinç üstünün zamanda yer değiştirmesine yol açıyor. Bu ikiliyi bira ile fıstık gibi, alt ile üst gibi, Leon ile Mathilda gibi ve dahası bir kadın ile bir erkek gibi düşünebilirsiniz.


"YAŞAM DÖNÜŞÜMDÜR"



   Uzun vakitler önce klavyemden çıkan ve insanın moderniteyle birlikte var olan problemlerinden biri olan yorgunluğunun, kimi şeylerin önüne geçtiğinin apaçık ortada olduğu, "Yoruldum Patron" adındaki girdiyi yanlışlamaya çalışan, uzun soluklu bir cümledir bu, yazıya başlamaya çalıştığım.


   Gece gündüz eşitleneli beş gün oldu. Gece gündüzün eşitlenmesi Dünya'nın adaletidir masaya serilmiş bir haritada. Geride bırakılan ve gidilen şehir arasındaki orta noktadır. Geride bıraktığın şehir, hatıralarındır, gittiğin şehirse düşlerin. "Aşkı anılar besliyor, düşler kadar" satırlarını da nice sevmem bundandır. Gideceklerim kadar, yaşadığım şehirleri sevmem bundandır. Orada attığın adımlardır, otobüsün camına yarı uykulu yüzünü yaslamandır, saniyelerce baktığın güzel çirkin kızlar, kadınlardır ve daha az saniyelerce baktığın yakışıklı çirkin erkeklerdir. Kavgalardır, öpüşlerdir, parklardaki çocuk gülüşleridir, pazar günleri nadir duyulan bir arabanın sabah kornasıdır, güvercin curnatasıdır. Düşler de düşlerdir.

   Sonra anılar ve düşler bir Dünya'dır, bir gün dönümüdür akşam serininde, yağmurda, öğle sıcağında. Zeytin siyahsa eğer menekşe mordur dönüşümü, yeşilse açık yeşile çalışıdır. Bilmelidir ki her şey, onların vakitleri gelmiştir, bir hayatın başka bir hayat olma zamanıdır. Ve sevinir bu duruma, kadim bir ağacın dallarında olsa da, gölgesinde uyuyan bir gövdenin huzuru gibi. Uykuya dalmak bir gün dönümüdür, rengin değişmesi  bir gün dönümüdür, bir çiçeğin solması ve yeniden olması ve yeniden solması da gün dönümüdür. Ne olursa olsun bir hüznün ardından gülümsemektir sevdiğine, ertelenmemesi gereken bir mücadele biçimidir en renkli ve en renksiz sözlerle, melodilerle. Demem o ki; "Yaşam dönüşümdür".


"Adımı unutup
 Bir kaya gibi sert ve görkemli kalmayı bileyim
 Elbette umutsuzluğa düşerim bazan
 Elbette umutluyum her zaman
 Neden yazılır bir şiir
 Neden okunur bunca yazı
 Çünkü nasıl aşılabilir başkaca
 İnsanın karmaşıklığı"


   dizelerini sevmem de belki aynı sebeptendir. Hüda-i Nabit'tir bir nevi. Ya Ben? Ben de Hüda-i Nabit'imdir bence. Nasıl ki sen de öyleysen. Olanca sessiz, olanca bakışsız yürünen bir yol sonrası kurulan ilk cümle gibi hem, bir o kadar da öyle değil. Çünkü o cümle bir savaşın ve bir sevişmenin habercisidir.


   Bir o kadar şiirden bozma, bir o kadar da şiire eğimli bu yazı da, mevsimi gelmiş bir toprağın, bir ekinin harman olup sonsuza uzanmasıdır. Kaya gibi sert ve görkemlice kurulmuş bir cümlenin de gövde gösterisinden, noktaya varamadan mağlup çıkmasıdır, ama en çok da galip çıkmasıdır.



Yoruldum Patron

Yoruldum patron, yoruldum. Neden yazmadığımı anlayabiliyor musun ?


Öldür Uykumu

Geceden tut çıkar beni
Hiç sönmeyen lambaların olduğu sokaklara
Tut beni
Çıkar gece
Uyuyan kahverengi gömleğimden
Öldür uykumu
Şahidi de gözlerim olsun
Onlar da kahverengiler zaten

Sana gelince günaha düşmeden bir önceki halimizi selamlıyorsun
Eteklerini toplayarak
Geceyi geçiştirdiğin kırmızı bir şapkayla
Adımlarımız geziniyor bu bir öncemizin etrafında
Birazdan karşı konulmaz bir endişe girecek odaya
Ve izleyecek bizi kasketimin sekiz köşesinden birine oturup
İzleyecek bizi,
Dalları gökte olan bir ağacın en göğündeki yasak meyvayı andıran
İlikli düğmeler açılana dek

Bir başka seferinde kutsallaşacak
Beş parmaklı asanla Kızıl Denizi ikiye ayıracaksın iliklendiği yerlerden
Bir bir
Bakışların adımlayacak alçalıp yükselen göğsümü
Toprağı basacak dokunuşların

Öldür uykumu, kutsal darbelerle
Demir parmaklıklı beşiklerden uyandır
Akasyalı yastıklara koyduğun başımı
Ellerinle koymuş gibi bulacaksın gecede yerini
Ve dikenleri seni saran rüyaların
Kızaklarına yerleştirilmiş tekerleklerin özenle kucaklandığı göz kapaklarımı getir gözlerinin önüne
Bir kağıt kalem al eline 
Özenle tut ellerim gibi
Çiz baktığın duvarlara gördüğün her yaradılışı
Bir bir yaz sonra gecede beğendiğimiz her rengi
Beşiktonoz bir kapıdan geçeceğiz az sonra
O renklerden de beşiktonoz bir bizkuşağı yapacağız çünkü vakitli vakitsiz
Bir ucunda kutsallaşacağız yağmurlarda yıkanarak
Diğer ucunda bizi bekleyen endişe,
Kudretli bir ateş elinde
Günaha düştükten bir sonraki
Yok yok
Tam da günaha düştüğümüz andaki halimizi selamlayacak belli ki


Bak !
Uyandım ben çoktan,
Hani o ilk darbede
Ama belli mi olur bana,
Sen yine de öldür uykumu
Tut çıkar geceden bizi.

03.11.2011

Şapkadan

Bir neş'e kanatlandı "şapkadan" çıkan tavşan gibi.
Açık mavi bir kanat çırptı ilk nefesinde,
Telaşlıca.