Suya Dair - 1

Geçtiğimiz 22 Mart Dünya Su Günü geldi bize ne mutlu fakat eksik olan nokta şu ki; sokaklara taklar asmadık, güzel okulumuzu bayraklarla donatmadık sanılanın aksine.Bu yıl çok yakından takip edemesem de dünyanın ve su kıtlığı çeken ülkemin dört bir yanında envai çeşit aktivitenin gerçekleştirildiğini sanıyorum + umuyorum.Başlıktan ve girişten de anlaşılmış olacağı üzere bu yazımızda rakamlar ve sözcüklerle suya dair bir takım bilgiler paylaşmaya çalışacak ve Aral'a uzanacağız.


Sabah uyanıp yüzünüzü yıkadığınızda, akşam yemek sonrası kahvenizi yudumladığınızda ve kirlenen çamaşırlarınızı yıkadığınız makinanızı çalıştırdığınız da üç milyar yıldır deniz, hava ve kara arasında turlayan onbinlerce hatta yüzbinlerce su molekülünden faydalanmış oluyorsunuz.Yeryüzünde ki suyun hiç bir zaman tükenmeyeceğine dair bir görüş söz konusu.Yeryüzünde ki suyu bilemeyiz ama kullanılabilir tatlı su kaynakları için durumun farklı olduğu su götürmez bir gerçek.


Son 20 yıl içerisinde Hindistan, İran, Meksika, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin büyük bölümünde yer altı sularının aşırı pompalanması sebebiyle yeraltı su seviyesi hızla düşüyor.Amu Derya, Colorado, Ganj, Indus, Rio Grande ve Sarı Irmak gibi büyük nehirler de dahil olmak üzere bir çok dere ve nehir yılın belirli dönemlerinde kuruyor.Başını Orta Asya'da ki Aral Gölü, Kuzey Afrika'da ki Çad Gölü gibi göllerin çektiği kuruyan göller listesine ise her gün yenisi eklenmekte.Haliyle tatlı su ekosistemleri de paralel olarak yok olmakta.Yaklaşık 10.000 tatlı su balığının yaklaşık % 20 si şimdiden yaşam alanlarının ortadan kaybolması nedeniyle aramızdan ayrıldı.



Bunların için de belki de en somut örnek Aral Gölü.Aral'a özel bir yer ayıracak olursak, Sovyetler Birliği'nin acımasız tarım politikaları sonucu gölün sonunu getiren, ki arkasında yatan neden ihracat rakamını yükseltmektir .Aral'ı besleyen Seyhun ve Ceyhun'un pamuk üretimi için yönlendirilmesi sonucu göl yıldan yıla daralmış ve bugün aşağıda ki uydu fotoğrafından da görülebileceği gibi yaklaşık olarak % 80 oranında küçülmüştür.




Ayrıca 60 lı yıllardan beri su gölü yeterince besleyememektedir.Sıcaklığın da etkisiyle zaman zaman 200 km içeriye çekilmektedir.Gölün su seviyesi

- 60 larda senede yaklaşık 20 cm
- 70 lerde senede yaklaşık 50 - 60 cm
- 80 lerde senede yaklaşık 80 cm azalır
- 89 da ise Aral Gölü ikiye ayrılır.Göçük Göl ( Kuzey ) ve Büyük Göl ( Güney ) olmak üzere.1960 da yüzölçümü 68.000 kmkare olan gölün yüz ölçümü günümüzde 3/4 oranında küçülmüştür.

Aral'a dair güzel bir belgesel TEMA Vakfı tarafından hazırlanan " ARAL - Çölün Mavi Gözü " dür.Bir zamanlar yaşadıkları bölgeyi ayakta tutan bu nehirlerin ve uzandıkları gölün hikayesini izlemek için aşağıdaki link ile başlayabilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=_KL6ARo8kkk

Devamı Suya Dair - 2 de.

1 DAKİKA BAKAR MISINIZ ?

Başlığa ilk göz attığımda ne yalan ilk olarak Arif Susam aklıma geldi.Pardon 1 dakika bakar mısınız ? sorusunun ardından ben sizi bir yerden tanır gibiyim diyordu unutulmaz eserinde.Geçenlerde yine sevgili Toprak Dedem'den bir şey ler okuyordum ki, yine paylaşma ihtiyacı hissettim.Ben bu olanları bir yerlerden hatırlar gibiyim.Bakalım siz de yazının sonunda ben ve Arif abimiz gibi düşünecek misiniz ?

Yazmaya başlamadan önce düşündüm de Severn Suzucki'nin 92 BM Dünya Zirvesi / Rio'da yaptığı konuşma yerinde olur kanısına vardım.Ama size tavsiyem önce yazıyı okuyun sonra videoyu soluksuz izleyin.


Ne diyorduk ? Ha evet, 1 dakika.Bu süre zarfında bakalım yaşlı gezegenimizde neler olup bitmiş.

* Avustralya'da ki orman alanı 1 futbol sahası kadar azaldı.

* Yeryüzünde ki tropik orman alanı çoğunluğu yanma sebepli olmak üzere 60 futbol sahası kadar kayboldu.

* ABD' de şehirleşme 1 hektar daha genişledi.

* Yaklaşık 0,5 kilometrekare verimli arazi çöle dönüştü.

* 23 çocuk açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle öldü.

* 50 kişi pestisit zehirlenmesinden öldü.

* 245.000 galon ham belediye atığı Hindular için hem kutsal hem de temizlik ihtiyaçlarını giderdiği Ganj nehrine boşaltıldı.

* 19.000 dolar değerinde nesli tükenmekte olan hayvan yada hayvan parçası küresel kara borsada satıldı.

* Küresel ekonomi Dünya'nın 10.000 dakikada ürettiği enerji toplamı kadar ( çoğunluğu fosil yakıtlar olmak üzere ) enerji tüketti.

Kaynak : Bir adet paylaşım sitesi, www.hayrettinkaraca.com, World Watch Institue Dergisi.

REKLAMLAR

Artık ismine reklam mı dersiniz, blog kardeşliği mi dersiniz, yoksa büyük balığın küçük balığı yuttuğu piyasa da dayanışma mı dersiniz bilemem ama uzun süredir ihmal ettiğim bloğa tekrardan yazmaya reklamlarla başlıyorum.Zaten tüm kanallarda da öyle olmuyor mu ?

Blog konusunda benden daha eski ve deneyimli arkadaşım Gonca ve saz arkadaşlarının üzerinde çalıştığı http://guncelanaliz.blogspot.com/ paylaşımlarına devam ediyor.Arkadaşlarımıza başarılarının devamını diliyor, esen kalmaları temennisiyle kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz.

Sendeyiz Gonca :)

TÜKETİM ÇILGINLIĞI'NIN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

Farkındayım, başlıkta akademik bir hava var.Belki çarpıcı olur da izlenilir diye bu şekilde bir başlık atma gereği hissettim.Aşağıda saniyeler sonra göreceğiniz ya da yazıyı hiç okumadan gördüğünüz üzere bir video mevcut.Videonun sonunda ki directed by jackal'ı kesmememiz de hazırlayana bir teşekkür olsun. İyi seyirler.


Nedir Bu İKY ?

Şimdi nereden çıktı bu İKY efendim diyenler olabilir.Olmaz da, adettendir.Biz eksik etmeyelim ve olur diyelim.

Yazma isteği aylar sonra hotmail hesabıma bir giriş yapayım, e postalarımı kontrol edeyim, kapandı mı kapanmadı mı bileyim derken e postalarımı kontrol ediyordum ki, bir e posta ile karşılaşmamla başladı ( Çok fazla e posta dedim farkındayım ).Fıkra gibi, nazire gibi, taşlama gibi, eğlenceli ve güzel bir yazı.Bu yazıyı bir kaç kelam ettikten sonra sizlerle paylaşacağım.E bunu paylaşmadan önce de bloğumuzun yüce divanının koyduğu kurallardan dolayı kendimizden ve literatürden de birşeyler katma gereği duyduk.

Yazıya başlarken belirtmek isterim ki, burada İKY yi övmek, yermek, eleştirmek , savunmak gibi düşünceler içerisinde değiliz.Tarafsız bir şekilde literatürden aktarımlar yapacağız.Elbette bu görüşü savunanlar, savunmayanlar, doğru bulanlar ve bulmayanlar olmuştur, olmaktadır, olacaktır da.

Lisans eğitimimi işletme okuyarak tamamlayan ben İKY kavramıyla muhakkak ki işletmeci olmayan diğer arkadaşlardan çok daha fazla haşır neşir olmuşumdur.4 yıl boyunca aldığımız bir kaç ders, girdiğimiz onlarca vize ve finalde kimilerinin korkulu rüyası, kimilerinin cepte dediği garanti soru tipi olan gelen İKY'nin açılımı İnsan Kaynakları Yönetimi'dir.

Size en yakın Google şubesine gidip İKY nedir diye sormayın, çok farklı şeyler söyleyeceklerdir.Kafanız karışır, bir de işlem maliyeti cabası.Zararlı çıkarsınız.Neyse işlem maliyeti falan yavaş yavaş olayın içine girmeye başladığımızı hissediyorum.O halde bir kaç tanım vb şeyle olayı özetlemeye çalışayım.

Koç Holding'in kurucusu Vehbi Koç " Bir müessesenin en değerli varlığı insandır " derken
Kaoru Ishikawa ( Toplam Kalite Yönetiminin üstadlarından ) " Bir şirket sahip olduğu elemanlardan ne daha iyi, ne daha kötüdür " der.

Bir kurumun an alt düzeydeki işçisinden en üst düzeydeki yöneticisine kadar tüm çalışanları kapsayan beşeri faktörler insan kaynaklarını oluşturur.Hangi düzey ve konumda çalışıyor olursa olsun insan en değerli varlıktır der.Başarı da kilit bir role sahiptir.Dönemin popüler dizilerinden Çocuklar Duymasında evin annesi ve babası arasında alevlenen Personel Müdürü - İnsan Kaynakları Müdürü tartışması bir ara konuyu gündeme taşımıştır.İkisi arasında ki derin fark İnsan Kaynakları lehine sonuçlanmış durumdadır.( Ayrıntılı bilgi için : http://www.ikademi.com/stratejik-insan-kaynaklari-yonetimi/1091-insan-kaynaklari-yonetimi-ile-personel-yonetimi-arasindaki-farklar.html ).

Bu yönetim anlayışı iki temel felsefe üzerine kurulmuştur.
1. Amaçlar doğrultusunda insanın verimli kılınması
2. İşgören ihtiyaçlarının karşılanması ve gelişiminin sağlanması olduğu gibi

bunlara zamanla seçim, eğitim ve geliştirme, motive etme, süreçte tutma gibi bonuslar eklenmiştir.Düşünüldüğünde stratejik amaç ve hedeflere ulaşmada nasıl daha etkin olunabileceği, insanların iş sırasında daha mutlu ve üretken olmaları için ne yapılabilir, nasıl yapılabilir sorularına verilebilecek cevaplar önemlidir.Bu sebep ile her özel, devlet, sivil toplum kuruluşunda insan kaynakları departmanları oluşturulmuş ve bunların görev tanımları yapılmıştır.Bu 3 sektörün varoluş amaçları ve buna paralel olarak insan kaynakları departmanlarının amaçları da birbirlerinden farklılık gösterirler.Özel sektör kar amacı güderken , devlet ve sivil toplum da ise gaye, ihtiyaçları karşılamak ve hizmettir.

Bu doğrultu da oluşumlar bireyleri en etkin ve verimli şekilde kullanmaya çalışırlar.Peki neyi, hangi sırayla yapar bu departmanlar.

* İnsan kaynaklarını planlar > işgören bulur ve seçer > eğitim verir ve geliştirir > motivasyon sağlama > yönetime katılım > performans değerler > kariyer planlar > ücret yönetimi ile ilgilenir > çalışma ilişkilerine bakar > sağlık ve güvenlik konuları üzerinde durur.

1950 lerde liyakata bağlı performans
1970 ler performans değerlendirme
1990 lar performans yönetimi
2000 ler entellektüel insan sermayesi yönetimi olarak günümüze kadar gelen bu kavramı yukarı da ki en basit şekliyle, kavramla yeni tanışmış kişilere anlatabileceğimiz düzeyde hakkında bir kaç şey yazdığımız insan kaynakları, günümüz ekonomik düzeni ve buna bağlı olarak yönetim anlayışında önemli bir yere sahiptir.

En başta bahsettiğimiz yazıya gelince:

Bitmeyen Senfoni

Büyük şirketlerden birinin genel müdürü klasik müzik aşığıymış.Günlerden bir gün şehre bir orkestra gelmiş.Vereceği konserin en önemli parçası da Schubert'in ünlü "Bitmeyen Senfonisi" imiş.Genel müdür bu eseri dinlemek için çok hevesli olmasına rağmen, işi nedeniyle konsere gidemeyeceğinden gelen davetiyeyi şirketin insan kaynakları müdürüne vermiş ve ;

" Lütfen bu konsere git ve bana izlenimlerini aktar demiş. "

Genel müdürden aldığı talimatla, konsere giden insan kaynakları müdüründen ertesi gün bir değerlendirme raporu gelmiş.

"Sayın Genel Müdürüm" diye başlıyormuş

1- Dört obuacı konserin önemli bir süresince boş oturdular.Bunların sayısı azaltılırsa konsere daha çok katkıda bulunurlar.
2- Orkestra da on iki kemancı var.Bunların hepsi aynı anda hareket ediyorlar ve aynı notayı seslendiriyorlar.Bence ciddi bir yanlışlık, kesinlikle personel tasarrufu yapılmalıdır.
3- Onaltılık notalara ağırlık verilmiş, doğrusu büyük ziyan.Seyirciler sekizlik ve onaltılık notalar arasında ki farkı anlamazlar.Bu nedenle; onaltılık notalarla eser çalarak yüksek ücret alan elemanlar yerine, sekizlik notalaarı çaldırıp, düşük ücretle çalışan stajyerler kullanılmalıdır.
4- Yaylı sazlarla işlenen pasajlar, nefesli sazlarla aynen tekrarlanıyor.Bu durum gereksiz tekrardan başka bir şey değildir.Dolayısıyla, tekrarlar önlendiğinde konser süresi yarı yarıya inecektir.

Özet olarak sayın genel müdürüm

Schubert bu önlemleri alsaydı "Bitmemiş Senfoni" kesinlikle biterdi.

NİNJA TURTLES




Bugün sizlerle paylaşacağım şey en sevdiğim çizgi film ve en sevdiğim çizgi film müziği olan Splinter ustanın öğrencileri Ninja Kaplumbağalar'ın şarkı sözlerini paylaşacağım.Varın gerisini siz düşünün :)

Teenage mutant ninja turtles
Teenage mutant ninja turtles
Teenage mutant ninja turtles
Heroes in a half shell
Turtle power

They're the world's most fearsome fighting team ( We're really hip ! )
They're heroes in a half shell and they're green ( Hey - get a grip ! )
When the evil Shredder attacks
These turtles boys dont cut him no slack

Teenage mutant ninja turtles
Teenage mutant ninja turtles

Splinter taught them to be ninja teens ( He is a radical rat ! )
Leonarda leads, Donatello does machines ( that's a fact - Jack ! )
Raphael is cool but crude ( Gimme a break ! )
Michaelangelo is a party dude ( Party ! )

Teenage mutant ninja turtles
Teenage mutant ninja turtles
Teenage mutant ninja turtles
Heroes in a half shell
Turtle power !






April O'neal, Raksdedi, Bibap, Beyin ve diğerleri sizleri de unutmadık :)
dinlemek isteyenler için;

http://www.youtube.com/watch?v=bojx9BDpJks

GYULİ CKİMİ & KALBİM ACIDI





Az önce dinlemek geldi içimden.Dinledim dinledim, sonra bunun hakkında yazmalıyım dedim.Biliyorum burada yazacaklarım sizleri gaza getiremeyecek, farklı dünyalara götüremeyecek ama olsun, yine de yazıcam.

Lazlar, lazcada lazepe derler kendilerine.Bu Güney Kafkasyalı halkın Kuzey Doğu Anadolu'da ve Güney Batı Kafkasya'da kadim tarih boyunca varolduğu sanılıyor.Bugün özellikle Artvin Hopa, Arhavi, Ardeşen, Borçka, Çamlıhemşin, Fındıklı bölgelerinde yerleşimini sürdüren bu etnik grubun nüfusu konusunda kesin bilgiler yoktur.Elde edilen bilgiler lazca konuşan halktan, kendisini laz olarak tanımlamasından vb kaynaklardan elde edilmeye çalışılmıştır.Bunun sonucunda tahminen 250.000 - 500.000 lazın bu bölgede yaşadığı tahmin edilmektedir.

Lazlar, lazca yani kendi dillerinde Lazuri Nena'yı konuşurlar.Güney Kafkas dil grubuna mensupturlar ve kendilerine ait bir dilleri vardır.Fakat lazca hakkında kritik noktalardan birisi dilin yazılı olarak mevcut bulunduğu durumların hemen hemen hiç olmamasıdır.Sözlü olarak nesilden nesile aktarılan lazca bu sebeple özellikle dil yapısı bakımından bölgeler arası farklılık göstermektedir.

Lazlar kültür bakımından pek bilinmeyen bir şekilde inşaat ( yapı ) ustalığı, mimari, ahçılık konusunda oldukça yeteneklidirler.Yine avcılık da lazlar arasında sıklıkla karşılaşabileceğimiz mesleklerdendir.

Müzik ve halk dansları ise çoğumuzun belkide en fazla ilgi duyduğu ve takip ettiği kısım.Laz müziği dilde olduğu gibi, yazılı değil de genellikle sözlü, nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşmıştır.Temelinde insan sesi yatar.Aynı coğrafyada bulunduğu bir çok medeniyet ve kültürden etkilenmiştir.Lazlar müziklerine yine kendi dillerinde kaide adını verirler.İnsan sesi temelli laz müziğinin en büyük destekleyici ve tamamlayıcıları bilindiği üzere kemençe ve tulumdur ( bana sorarsanız tulum kemençeye bin basar :).Tulum düşüncelerimi destekler nitelikte olarak ulusal çalgı olarak kabul edilmektedir.Tuluma guda, kemençeye ise çemane adını vermişlerdir.Vikipedia dan aldığımız bilgilere göre laz müziği genelde sosyal ve ekonomik koşullar sebebiyle sevdiğinden ayrı düşmek zorunda kalan sevgililerin durumunu anlatır, yani teması sevdadır.Halk dansları horondur.Horon bilinenin aksine tek bir oyunu içermez.Çatı görevi üstlenir.Yani horonda bölgeler arası el kol hareketleri farklılıkları göstermektedir.




Yukarıda belirtilen müziği yıllar boyu günümüze taşıyan üstadlar ve halk olmuştur tabi.bu müziğin günümüzdeki temsilcilerinden bir kaçı ise ilgililer için ; Birol Topaloğlu, Marsis, Mircan Kaya, Fuat Saka, Helesa, Yaşar Turna, Mustafa Tezcan, İsmail Avcı, Ahmet Çakır..dır. ( ismini yazmadıklarımız veya unuttuklarımız için affımı istiyorum ).Tabi birde son zamanlarda Lazstarımız Davut Güloğlu

İsimleri incelediğimizde bir eskiklik hissediyoruz sanırım hepimiz ? Di mi ya.. Kazım Koyuncu !
"Şarkılar politikadan, kurumlardan, sistemden daha güçlüdür.Temizdirler ve bir çok güzel şeye sebep olabilirler diyordu 26 Temmuz 2004 tarihinde, aramızdan ayrılışından yaklaşık bir sene önce.Mandolin çalarak başladığı müzik yaşamına devam etmesine akciğer kanseri izin vermemişti.Ölümünün ardından Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda onbinlerce kişi uğurladı fındık ağaçlarının çevrelediği köy mezarlığına.Başta karadeniz halkı olmak üzere tüm sevenleri arkasından kalbim acıdı diyecekti aynı zamanda.Kazım Koyuncu için sayfalarca şey yazılabilir elbette, ama bizim kisi başlangıç.. ve bitiş.

Yazmak için bir yerden başladık, lazlar ve kültürleri, dilleri konusunda sıkmayacak biçimde genel bilgiler verdik, en azından vermeye çalıştık.Ardından yazıyı yazmama sebep olan şarkı gyuli ckimi yi seslendiren sevgili Kazım Koyuncu'ya kadar uzandık.Sonra bitirir gibi olduk.Sıra yazıyı gözden geçirmeye geldi ve bu işlem sırasında yazıyı bir çırpıda okuduğumu hissettim ve sonu Gyuli Ckimi ile bitirmek istedim.

"atwi şüqule goulu daği daği
dido miğun guis derdi merani
oqomdğulat si şekeri ma yaği
domçvi do domxali gyuli ckimi

ağre odas perde kogevoüidi
izmocesti alis dologaüidi
gomüuwxişi mgarinis yevuüidi
si domoli do domxali gyuli ckimi

bazi bazi gelaiui noğaşa
vixosarui baba süaniş uüobaşa
gyuli ckimi si var ida başkaşa
çkimire do giçkitas gyuli ckimi

Türkçe Meali:

bundan böyle dağ dağ dolaşırım
yüreğim çok yaralı derdim var
karışalım birbirimize sen şeker ben yağ
yaktın kül ettin sen beni gülüm

yeni odaya perde astım
rüyamda boynuna sarılmıştım
ağlıyordum uyandığımda
yaktın kül ettin sen beni gülüm

çarşıya inerdiniz bazı bazı
babandan habersiz inip gözlerdim seni
gülüm başkasına gitmeyesin
bil ki benimsin gülüm"

lazcada dedelerin, ninelerin, annelerin, babaların çocuklarına torunlarına.Sevenlerin birbirlerine karşı en sık ve en içten şekilde kullandıkları söz öbeklerindendir kendisi."Benim gülüm" demektir.Umay Umay'ın 2002 de çıkardığı ağzı bozuk aşk mektubundaki 5. şarkı olan " kalbim acıdı " isimli parçada ağıtların yanı sıra Kazım Koyuncu'nun eşlik ettiği şarkıda da mevcuttur.Şarkıyı hissetmek için lazca bilmeye gerek yoktur.Hatta şarkıyı hissetmek için hiç bir şey bilmeye gerek yoktur.

Nereden esti bilinmez ama bu topraklarda binlerce yıldır ne dostluklar, ne kardeşlikler kurulmuş, ne türküler söylenmiş, ne oyunlar oynanmış.Günümüzde bunu yakalayabildiğimiz ender noktalardan birisi de müzik sanırım.Yazı içinde de belirttiğimiz gibi şarkıların temiz kalması ve bir çok güzel şeye daha sebep olması dileğiyle... (Korkmayın ve bu ne böyle yazıyla kel alaka demeyin sevgili tek tük okuyucular.Herhangi bir dinleme, izleme, gözleme durumunda son paragrafın sorumluluğu, yazan kişi olan şahsım tarafından üstlenilecektir hehe )


dinlemek için