Hissetmece

Bu sesi duyunca tabiri caizse kim olduğumu hatırlıyorum. Bazen olur ya hani, işte öyle. Hani Küçük ve kendi halinde bir yerleşim yerinden genç yaşlarda çıkıp gitmiş, hayatının ilerleyen zamanlarında ise yine o küçük ve kendi halinde yerleşim yerine dönmeyi hedefleyen adamın hissettikleri gibi. Ya da sisli havada nereye gideceğini bilemessin ya, sonra bir ses ya da bir işarettir sana yolu gösteren. Hatta uzanırsın arkana yıldızlı bir gecede, boş boş ama bir o kadar dolu dolu bakınırken sonsuza hissettiğin o his buna benziyor kimi zaman benim baktığım yerden.

Aşağıdaki linklerde iki farklı yorum var.
Hangisini beğenirseniz.



Bir Metre ve Seksen Santim

Son liman ayrıldı yirmi dört kamaralı yolcu motorundan
O motorda olanlar için kendileri değil,
Her saniye daha da ufalan ama her şeye rağmen el salladıkları anlaşılan insancıklardı uzaklaşan kendilerinden bu kez

Şimdilerde ise o son liman hatıralarda ve bir kaç fotoğrafta kaldı sadece
Mavi uçurumların arasında ilerlerken görebilenler için ise hep orada
Yanlarına alamadıkları heybetli devlet binaları, çocuk parkları ve sokak lambalarıyla birlikte.

Ya hatıraları
Onlar mı ?
Unutulmayanlar hep yanlarında,
Sokak lambalarından daha çok, aşklarından ise daha az.
Unutulanlar ise adı üstünde

Bak görüyor musun yine hatırladım
Oysa ne güzel de kırlangıçları seyre dalmıştım sedirin altına kurduğum masamın başında
Sedir on sekiz metre, ben ise bir seksen.
Üç katlının ikinci katında
Varoş bir mahallede
Penceresi tren yoluna bakan bir odada idi ilk yatağı
Bir çoklarının aksine,
Caddeye bakan pencereli odada olmak değildi isteği

Sonra büyüdü
Emalahleni sokaklarında maden işçisi olduğunu belli edercesine
Ellerini cebine atardı yürürken
Rengi farklı idi, düşünceleri gibi


Ellisinde Var Yok

Nasıl başlasam bilemedim
Okurken geride kalan bu satır ile mi yoksa beğenilmeyen bir başkası mı ?
Çal diyeceğim şimdi sana o halde, ama ne için
Yaz o halde, ama kim için

Alnımdaki belli belirsiz çizgiler en sevdiğim kazağım iken
Mevsim dönünce çalmayı da unuttuk, yazmayı da
Hadi onları geçtik dudaklarının arasından çarpık melodilerde mi çıkmaz be adam
Ki her birinin yokluğunda davulun sesi uzaktan daha bir hoş

Bir kadın sesi duyulur uzaktan
Ellisinde var yok
Davulun sesinin daha bir hoş geldiği yerden
Sonra kadın susar
Bu kez bir erkektir ellisinde ya var ya yok olan

Bir dağ köyü hayal etsen değil orası
Sahil kasabası, değil
Denizaltında yirmi bin fersah desen o hiç olmaz
Bozkırda kurulu bir çadırdır o olsa olsa

Çatlayan başına değince ses telleri
Daha da bir çatlar orta yerinden
Yardım elini uzat anne
Yine de duyalım ama bir zamanlar burada olanları

İki nokta üstünde boşluk
Boşluğun yanında iki düz çizgi
İki düz çizginin yanında iki dünya
İki dünya oldu iki nokta
Kaldı iki çizgi
Onlarda uzandılar sonsuza
Bir süredir yazmıyorum diye seni unuttum sanma blog. Hem o yazmıyorum değil, yazamıyorum olacak. Biliyorsun ki bende bir hayata sahibim. Ama söz, yazacağım sana bulunduğum yerden. Üstelik bir kaç jetonum bile var, gerekirse telefon açarım.

İyi bak kendine.

Dostun Oğuz.

Ivır Zıvır

Küreselleşme okuyarak başlanılan günde, sevdikleri ile birlikte vakit geçirip bir adamın otobüste yaşadıklarına üzülmenin ardından Güney Afrika'da yoksulluk profilleri hakkında makale araştırması yapmak sıradan bir güne benziyor olabilir. Hele ki gözlerinden uyku aktığı bir sırada blog yazmaya karar vermek akıl karı da değil sanki. Neyse ne işte, ben size doğrudan link vereyim. Haliyet-i ruhiyemi yansıtıyor sanırım, hatta şu iddiada bulunmakla hataya düşmem diye düşünüyorum ki düşsem bile farketmez. "Zamanında şu gördüğün bağlar, bahçeler, alabildiğine topraklar..." şeklindeki cümlenin öğelerinden birini oluşturan şablona benzer şekilde bu bloglar, sosyal medyalar, ıvır zıvırlar hep insanın haliyet-i ruhiyetini yansıtıyormuş diyorum. Ayrıca belki de ilk kez imla noktalamaya dikkat etmeden blog yazıyorum sanırım. Özür dilerim Türkçe, özür dilerim imla noktalama.

Bana piyanomu getirin.
Pendulum - Watercolour piano cover by Hector Ferrer.

Yol Hikayesi


Kimilerine göre sıkıcı konulardan uzaklaşıp tatil zamanı tatil yapan bir adamın ağzından bir kaç yer tarifidir aşağıda yazılacak olanlar.

Doğup büyüdüğüm yer olan Manisa 340.000 nüfuslu, sanayi ve tarımın paralel bir şekilde geliştiği verimli ve eski bir Ege kentidir.Nüfus yoğunluğuna rağmen İzmir'in yaklaşık 40 kilometre mesafede bulunması şehrin üzerine bir gölge gibi çökmüş, özellikle eğlence vb alanlarda gelişiminin önüne set çekmiştir.Bana soracak olurlarsa gelişmesini ve büyümesini isteyen de yok doğrusu ama bizim millet de bir havadır, forstur almış başını gidiyor.


Ona buna laf yetiştirmeyi bırakıp yazımıza ve tanıtımımıza devam edecek olursak, İzmir dış dünyaya açılan bir aracı görevi üstlenmiştir kent için.işte bizim yolculuğumuz da bu anlatılanlar dahilinde başladı.Antalya - Kumluca - Çıralı'da bir tatil ayarlayan gençlerden olan ben gideceğimiz yere ulaşmak için yine İzmir'i kullanmak zorunda kalmıştım.Kazanan da öğrenci 5 liradan git gel 10 lirayı cebe indiren Manisa Seyahat oldu tabi ki.


İzmir'den başlayan yolculuk sırasınca Aydın, Nazilli, Sarayköy, Denizli güzergahını takip ederken, Nazilli, Aydın ovalarında ki verimli topraklar sağlı sollu uzanır.Denizli'ye yaklaştıkça renkler kahverengi bir ton almaya başlar, iç kısımlara girdiğinizi bir nebze olsa hissedersiniz.Ardından Antalya il sınırlarına girer Çubuk geçidinden Korkuteli ve Antalya'ya ulaşırsınız.İş burada da bitmez.Antalya'dan sonra Kemer istikametine giderken sağda sarıçam ve fıstık çamı ormanları, solda ise Akdeniz'in parıltısı size eşlik eder.Tabi size eşlik etmesini istemediğiniz bir takım şeyler de yok değil.Ne mi ? "Nem" gibi örneğin. Sahilden Beldibi, Kemer, Çamyuva, Tekirova'yı da geçtikten sonra Ulupınar Köyü'nün mahallesi olan ve tanrıların meşhur dağı ( Atina'da ki değil ) Olympos'un kapı komşusu Çıralı'ya varmanız içten bile değil.


Neresidir bu Çıralı, nasıl bir yerdir, ne yapılır oraya gidince diye soranlara ise kısaca şöyle cevap vermek mümkün;

Çıralı sahilden yürüyüş mesafesi yaklaşık 20 dakika olan Olympos antik kentine sahilden bütünleşmiş konumdadır.Birleşik sahilin uzunluğu yaklaşık 3.3 km dir.Çıralı sahilinin bir özelliği nesli tükenmekte olan Caretta Caretta'ların üreme sahalarından birisi olmasıdır.

http://www.cirali.org/tr/bolgenin-tarihcesi/olimpos.html
http://www.cirali.org/tr/bolgenin-tarihcesi/yanartaskhimaira.html
http://www.wwf.org.tr/page.php?ID=14&mID=127

Bölgenin tarihçe, antik kalıntılar ve caretta caretta kısmını linkler ile hallettikten sonra konaklama konusunda bilgi vermek gerekirse.Sakin ve huzurlu bir tatili tercih edenler için Çıralı'nın toplam yatak kapasitesi 5000 ve konaklama şansı bulabileceğiniz bir çok pansiyon, apart otel bulunmakta.Daha hareketli ve gürültülü bir tatil istiyorsanız hemen yakınındaki yine 5000 yatak kapasiteli Olympos'u tercih edebilirsiniz.Fiyatlar ortalama 25 - 50 lira arasında değişiyor.Dilerseniz 20 liraya çadırda kurabilirsiniz.


Bölgede yeşil ve mavinin buluşmasının dışında yapılabilecek diğer etkinlikler ise bir kaç saatlik yolculuğa razı iseniz ve 2010 yılı itibariyle 40 liraya sahipseniz rafting.Bunun üzerine başka bir 50 liralık banknota sahip iseniz ise Tahtalı'da teleferiğe çıkabilirsiniz.Orası neresi mi ?

http://www.tahtali.com/english/

Yine civarda bir çok antik kent, ören yeri, doğal güzellik ulaşım imkanları dahilinde ulaşabileceğiniz bir kaç şey.Dilerseniz gri binalardan uzak tatilinizi bitirdikten sonra batıda Finike, doğuda Kemer, hatta daha da ilerler iseniz Antalya, Manavgat, Alanya'ya bile gidebilirsiniz.





Kim bilir, belki çok uslu bir çocuk olursanız şirinleri bile görebilirsiniz...